Köşe Yazarları Manşet

Cemil Ergin: “COVID-19’un Spor’a etkisi ve ne olacak bundan sonra? (Bölüm-2)”

Eczacıbaşı Spor Kulübü eski kulüp müdürü Cemil Ergin, “COVID-19’un Spor’a etkisi ve ne olacak bundan sonra?” başlıklı yazısıyla konuk yazarımız oldu. İki bölümden oluşan yazının ikinci bölümü sizlerle.

COVID-19’un Spor’a etkisi ve ne olacak bundan sonra? (Bölüm-2)

Aslında pek konuşulmayan ilginç bir örnek var; Belarus Premier Ligi. Mart ayında tüm Dünyada spora ara verilmişken Belarus Premier Ligi hiç durmadı. Ay sonuna gelindiğinde kıtada devam eden yegane ligdi ve bundan dolayı ligi, dünya çapında takip eden sayısında önemli bir artış oldu. Öte yandan yukarıdaki soruya en anlamlı cevap 16 Mayıs’ta yeniden başlayan Bundesliga’dan geldi. Eğer Bundesliga oynanabildiyse, gerekli benzer önlemler alınarak tüm ligler oynatılabilirdi. Ancak unutmamak gerekir ki ligde 6 haftada 9 maç oynanacak ve henüz beşinci haftasını oynandı. Sonuç olarak alınan önlemlerin ne derece başarılı olduğunu ilerleyen günlerde göreceğiz.

Bugünlerde en önemli kararlardan birisi de NBA’den geldi. 4 Haziran tarihinde NBA Yönetim Kurulu ligin 31 Temmuz’da oynanması konusunda planını açıkladı ve 5 Haziran tarihinde Oyuncular Derneği de bu planı onayladı. Plana göre tüm maçlar Disney Dünyası, ESPN Dünya Spor Kompleksinde oynanacak.

Ülkemiz açısından bakarsak eminim Gençlik ve Spor Bakanlığı, Türkiye Olimpiyat Komitesi ve TVF sağlık komisyonları hem bu sezon için hem de önümüzdeki sezon çalışma yapmışlardır ve yapıyorlardır. Bu kurumlardan henüz bir açıklama yapılmamışken biz bazı bilim adamlarının konuyla ilgili yaptıkları değerlendirmeleri inceleyelim.

17 Mart tarihinde iki voleybolcumuzun attığı tweet’lerde “her gün en az 30-40 kişi aynı salonda yakın temas halindeyiz. Dalga mı geçiyorsunuz bizimle? Acil açıklama bekliyoruz artık. Önlem almak için sporculardan birine virüs bulaşmasını mı bekliyorsunuz?” diyerek duygularını paylaştılar. Daha sonraki günlerde konuyla ilgili görüş bildiren Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Serdar Savaş, 0-20 yaş grubunda mortalite oranının bir milyonda bir, 20-40 yaş grubunda ise bu oranın 100 binde bir olduğunu belirtiyor. Yani sporcular arasında çok çok düşük bir risk olduğunu ve büyük para kazanan sporcuların bir gösterinin parçasını olduklarını belirtiyor. Dr. Savaş “Halen morali son derece düşük olan Türk toplumu maçları seyrederek keyif alsın, kulüplerin camiasının parçası olup onlara destek olarak mutlu olsun, rekabet duygusu tatsın. Sporun temaşa gösterisi olduğunu ve bunun gerekli önlemler alınarak devam etmesi gerekir. Eğer bir sporcu COVID-19’a yakalanırsa hafif grip semptomlarıyla evinde kimseye bulaştırmadan geçirebilir. COVID-19’e bağlı ölüm oranının İstanbul’un günlük hayatı içerisinde trafik kazası geçirme ihtimalinden, sigara ve kanseri ilişkisinden daha düşük olduğu açık. Dolayısıyla bu sporcuların işlerini yapmasında büyük bir sorun görünmüyor. Şu anda markette kasada, hastanelerde çalışanların hayatı çok mu kıymetsiz” diyordu.

Öte yandan Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Dr. Mehmet Ceyhan TFF’nin ligi devam ettirmesi kararıyla ilgili yaptığı açıklamada “Böyle bir ortamda futbol oynamaktan çok sağlık ön planda… Temas oyunu olmasından daha riskli olan faktörler var; ortak kullanım alanları. Takımların kamp esnasında birlikte hareket etmelerinin yanı sıra soyunma odası faktörü de büyük risk taşıyor.” Solunum ile bulaşan bir hastalık ile mücadele ediyoruz… Bu durumda iki kişi ya da daha fazla kişinin 1 dakikadan fazla bir sohbet yapması demek hastalığın yayılmasına ortam hazırlamak anlamına geliyor.” “Risk sahada daha az. Çünkü anlık pozisyonlardan oluşan bir oyun bu. Daha fazla süre temas gerçekleşirse risk de aynı oranda artıyor. Dikkat çekilmesi gereken nokta saha değil ortak alanlar.” Bu durumun bir de çok önemli olan seyahat noktası var. Burada futbolcular, teknik ekip, basın mensupları hepsi risk altında olacak.” “Vaka sayısının 10’lu rakamlara inmeden böyle bir karar alınmasını kesinlikle doğru bulmuyorum. Çok dikkat etmemiz gereken bir süreçten geçiyoruz.” “Size bir örnek vereyim… Lig başladı, lider takım oyuncusunda pozitif vaka tespit edildi diyelim. Bu durumda takımın en az 2 hafta karantinaya alınması lazım. Peki, o zaman ne olacak?”

Bu iki görüşe de saygı duyulabilir. Ancak başta da belirttiğimiz gibi COVID-19’la ilgili loş bir ışıkta savaşıyoruz. Halen bilinmeyen çok şey var, yapılan yayınlar hızlı ve özensiz. Nitekim kısa süre önce, yazının başında belirttiğimiz gibi hidroksiklorokinin klinik denemelerini güvenlik nedeniyle geçici olarak durduran WHO, 10 gün sonra tedavi denemelerini yeniden başlattığını açıkladı. Öğrendiğimiz en önemli şeylerden birisi virüsün bulaştırıcılığı ile ilgili. Virüsün üreme sayısı (RO) WHO’ya göre 2 ile 2,5 arasında. Bu katsayı ülkelere ve virüsün mutasyonuna göre farklılık gösterebiliyor. 20 Ocak’ta Yokohama’dan Diamond Princess isimli seyahat gemisine binen yolcu 25 Ocak’ta Hong Kong’da indikten beş gün sonra hastaneye başvurdu ve COVID-19 teşhisi konuldu. Nihayetinde gemide bulunan 3.711 yolcu ve mürettebattan en az 712’si enfekte oldu ve 14 kişi vefat etti. Gene bildiğimiz şeylerden birisi COVID-19 geçiren hastaların % 80’inin asemptomatik veya hafif, % 15’inin oksijen gerektiren ağır tabloyla, % 5’inin ise ventilasyon gereken kritik tabloyla seyrettiğini söylüyor.

Geçen yaklaşık altı ayın sonucunda sonuçlar değerlendirildiğinde COVID-19 pozitif çıkan sporcuların büyük kısmı hafif semptomlarla geçirdi. Kaldı ki Diamond Princess örneğinde gördüğümüz gibi muhtemel bulaşma teşhis edilen rakamın üzerindeydi ve bu kişiler de muhtemelen asemptomatik geçirdiler. Sadece Real Madrid eski Başkanı Lorenzo Sanz ve Dinamo Moskova’nın doktoru Roman Abzhelilov COVID-19 nedeniyle vefat etti. Bu da mevcut koşullarda riske atılan kesimin, sporculardan daha fazla, yöneticiler ve çalışanlar olacağını işaret ediyor. By-Pass geçirmiş, yüksek stres katsayısı olan antrenörler sporculardan çok daha fazla risk altında. Sporcu açısından bakıldığında ise semptomsuz olarak hastalık taşıyan sporcuların ağır antrenman ve maç yüküne maruz kalması sonucunda kalıcı kardiyolojik hasarlar oluşabileceğine dair yayınlar çıktığını da belirtelim.

COVID-19 ile savaş nasıl seyredecek?

Öncelikle Sağlık Bakanlığı’nın yayınladığı istatistiklerden hastalığın net bir şekilde kontrol altına aldığımızı söylemek zordur. Mevcut durumda toplumsal bağışıklığın geldiği oran % 3 bile değil. Sürü bağışıklığı uygulayan İsveç’te bile % 7,5 civarında olduğu söyleniyor. Toplumun bağışıklığa ulaşması yani yarısının antikor oluşturması en az iki sene olarak tahmin ediliyor. Hastanelere başvuran hasta sayısı düşüyor ancak sokaklarda halen asemptomatik bulaştırıcı hastalar hayata devam ediyor. Mayıs sonu normalleşmeye geçtik ancak hayat Haziran 2019’a benzemeyecek. Sayı küçük görünüyor ancak patlayıp yeni kümeler yapabilir. Türkiye tertemiz olsa birçok ülkede devam edecek, turizm veya kaçak geçişlerle yeni normal Ekim’i beklemeden ikinci dalgayı getirebilir. Korunmada en etkili silah olan aşının üretilmesi gazete manşetlerinde yazdıkları kadar kolay değil. Eğer aşı bulunursa emniyetli etkili olduğunu göstermesi için hayvan ve insan deneyleri yapmak lazım. HIV için üretilemediğini unutmamak lazım. Yan etkileri bilinmeden erken üretilecek ve uygulanacak bir aşının başka halk sağlığı sonuçları olabilir. Bunlar düşünüldüğünde birçok bilim adamı Ekim’de hastalığın bulaşması konusunda bugünden çok da fazla bir şeyin değişmeyeceği belirtiyor. Dr. Ceyhan “Bakın Japonya, önümüzdeki yıla ertelediği olimpiyatlar için bile endişeli. Korkuyorlar… Ama baktığımızda Türkiye’de maçların başlaması kararı verildi.” diyor.

Öte yandan voleybola özel bir konu var. Uluslararası yapılan araştırmalarla ilgili dikkat çeken ilk açıklama CONI’den (İtalyan Olimpiyat Komitesi) geldi. CONI, Torino Üniversitesine yaptırdığı çalışmada sporların çeşitli parametreleri dikkate alınarak COVID-19 açısından değerlendirilmesini istedi ve 30 Nisan tarihinde yapılan yayında voleybol COVID-19 açısından ilginç bir şeklide en riskli spor olduğu sonucuna ulaşıldı (Ek). Değerlendirme sonuçları tartışılır olsa da futbol 1,3 risk seviyesindeyken voleybol 3,1 ile başı çekmekteydi. Gerekçeler detaylarıyla açıklanmasa da saha koşulları, soyunma odaları, sporcuların koruyucu donanım olmadan spor yapmaları, her rallide hatta her rallide birden fazla manşet, pas ve ardından smaç organizasyonu olması, smaca karşı yaklaşık 50 santimetre uzaklıkta rakibin bir, iki veya üç kişiyle bloğun organize olması, bunun her maçta farklı birleşimde sporcularla yüzlerce defa tekrar edilmesi neden olabilir.

Hiç şüphesiz seyirciler, yayıncı kuruluş, sponsorlar ve kulüpler açısından ekonomik olarak liglerin yeniden başlamasına ihtiyaç var. Bütün bu yazdıklarım dikkate alındığında, kanımca 2020 sezonunu tamamlamak, 2021 sezonunu planlamaktan çok daha kolaydı. Kaldı ki lig etabının tamamlanmış olması, play-off sistemine, turnuva düzenine alışık olan bir spor dalı olan voleybol için büyük bir avantajdı. 2011-2012 sezonunda 2012 Olimpiyatlarına katılacak olan Voleybol Milli Takımımızın hazırlık sürecini uzatabilmek amacıyla özel bir statü uygulanmış ve 3-10 Nisan tarihleri arasında Ankara’da oynanan play-off turnuvasında Eczacıbaşı-Vitra’nın şampiyonluğu ile lig tamamlanmıştı. NBA’nin planladığı gibi bu günlerde önceden testler yapılarak karantinaya alınmış 8 takımın bir şehirde seyircisiz ligi tamamlamasını planlamak çok da zor değildi.

Öte yandan yukarıda yazılanlar dikkate alındığında toplumsal bağışıklığın gelişmediği, aşı ve ilacın bulunamadığı bir ortamda Ekim ayında 16 takımlı deplasmanlı ligin oynanabileceğini düşünmek çok zor. Dr. Ceyhan’ın belirttiği gibi saha koşullarının sağlamak işin en kolayıdır. Ekonomisi kısıtlı olan voleybolda özel uçak tutulamayacağına göre tarifeli uçakla yapılacak yolculuklar, halka açık kalınacak otellerde yapılacak olan kamplar hep risk faktörü. Takımların idari ve teknik ekipleri için COVID-19 korunma süreçlerinin eksiksiz yerine getirilmesi mümkün değil gibi görünüyor.

Bu nedenle federasyon, hemen pandemi kurulunu kurmalı ve ligin statüsünü ve standartlarını oluşturmaya başlamalı. Mevcut bilgiler eskiden olduğu gibi deplasmanlı ve seyircili bir lig olarak başlamayacağı yönünde bilgi veriyor ancak her gün bize yeni şeyler öğretiyor. Bu nedenle elimizde yıllardır uygulanan lig statüsünün yanı sıra B ve C planlarının hazırlanması gerekiyor. Ligin iki grupta oynanması veya 10 günlük turnuvalar şeklinde tamamlanması kısa lig olabilir. Bundesliga ve TFF’nin maç protokolleri incelenerek uygulanabilir. Salonda bulunacak sporcu, teknik heyet, top toplayıcı ve fotoğrafçı sayısı, tribünde izleyecek yönetici ve medya görevlileri sayısı ve saha dışında görevliler net bir şekilde tanımlanmalı. Sezon öncesi, sezon boyunca yapılacak test sayısı çok önemli. Sporculardan çok belirli bir yaş ve risk grubunda olan yönetici, antrenör, masör, malzemeciler de dikkate alınmalı ve bunlar arasında kronik kompleks hastalığı olanları (diyabet, hipertansiyon, kanser vb.) mutlaka uzak tutulmalı.

Seyirciye gelince temaşa gösterisini uzun müddet evinde TV’den izleyecek gibi görünüyor.

Tüm bunlara baktığımızda birbirinden farklı pek çok bileşeni olan spor ve COVID-19 konusu, sadece bir temaşa gösterisi olarak psikolojik ve ekonomik ihtiyaçlardan yola çıkarak değil, multidispliner ve bütüncül bir şekilde ele alınmalı.

Sporun COVID-19 tehditi olmadan başlayacağı günleri sabırsızlıkla bekliyoruz.


Yazının birinci bölümünü okumak için tıklayınız

Biyografi
Dr. Cemil ERGİN
1983 yılında Tarsus Amerikan Kolejini bitirdi. 1989 yılında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirerek Sağlık Bakanlığında birinci basamakta hekimlik yaparak çalışma hayatına başladı. Sağlık Bakanlığı’nın Dünya Bankası ile birlikte yürüttüğü Sağlık Projesinde çalışırken British Council’dan Chevening ödülünü kazanarak London School of Hygiene and Tropical Medicine’da Halk Sağlığı master’ı yaptı. Ankara Numune Hastanesi’nde yöneticilik görevinin ardından 1998 yılında Eczacıbaşı – Baxter’a Ürün Yöneticisi olarak katıldı. Gençlik yıllarından itibaren lisanslı sporcu olması ve spora olan yoğun ilgisi nedeniyle 2000 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’ne Kulüp Müdürü olarak atandı. 2015 yılına kadar bu görevi sürdürdükten sonra Eczacıbaşı ailesinden emekli olarak ayrıldı. Halen SEV Okulları Spor Komitesinde gönüllü olarak görev yapmakta.

Bu yazı hakkında ne düşünüyorsunuz ?
Like
Love
Haha
Wow
Sad
Angry

Diğer Haberler