Köşe Yazarları Manşet

Cemil Ergin: “COVID-19’un Spor’a etkisi ve ne olacak bundan sonra? (Bölüm-1)”

Eczacıbaşı Spor Kulübü eski kulüp müdürü Cemil Ergin, “COVID-19’un Spor’a etkisi ve ne olacak bundan sonra?” başlıklı yazısıyla konuk yazarımız oldu. İki bölümden oluşan yazının birinci bölümü sizlerle.

COVID-19’un Spor’a etkisi ve ne olacak bundan sonra? (Bölüm-1)

COVID-19 pandemisinin hepimizin hayatında önemli etkileri oldu. Pandemi ve pandemiye yönelik alınan önlemler, başta sağlık olmak üzere ekonomi, eğitim ve spor gibi alanlarda, tarihte savaşlar haricinde hiç yaşanmamış olumsuzlukları beraberinde getirdi. COVID-19 ile geçen beş ayın ardından öğrenme dönemi devam etmekle birlikte karantinanın sonsuza kadar süremeyeceğini de gördük. Normalleşme dönemine girilmesi ve bu konuda alınan önlemler yavaş yavaş ortaya çıkıyor.

Çin’de 12 Aralık 2019 tarihinde ilk COVID-19 vakasının ortaya çıkmasından, WHO’nun (Dünya Sağlık Örgütü) haberi olmasına (ülkeler bulaşıcı hastalıkları bildirmek zorundadırlar) ve konuyu değerlendirip tehdidin boyutunu tüm ülkelerle paylaşmasının ve yine WHO’nun 11 Mart’ta pandemi ilan etmesine kadar geçen süre oldukça uzundu. 11 Mart tarihinde yapılan açıklamada artık salgın sebebiyle 114 ülkede 118 bin vakaya rastlanmış, 4 bin 291 kişi ise hayatını kaybetmişti. Bu sürecin uzunluğu, COVID-19’un bugün yaşadığımız korkunç boyutlara gelmesinin en önemli nedeniydi. Türkiye’nin WHO’nun bu rahatlığı karşısında bir iki kritik noktada şüpheci davranmaması, ülkemizi de bugünlere getirdi. Bazen şimdiki aklım olsaydı deriz ya; COVID-19 için biz de daha erken önlemler alabilsek ve eyleme sokabilseydik şu anda çok daha güven içinde yaşayabilirdik.

COVID-19 hayatımızı kökten etkiledi. Evlere kapananlar, işe korkarak gidenler, evlerinde ve hastanelerde virüsle mücadele edenler… Tıpta kişilerin hastalığı kabullenme süreci, birbirini izleyen; şaşkınlık, inkâr, kabullenme, mücadele etme döneminden oluşur. Global bir hastalıktan bahsedince kişi olarak yaşadığımız bu basamakları toplumsal olarak da aynen yaşıyoruz/yaşadık. Ocak ayından Mart ortasına kadar COVID-19’u önce şaşkınlık ve inkârla geçirdik. Mart ortasında çember daralıp da bizi de içine alınca kabullenme ve mücadele etme dönemi başladı. Büyük kitlelere hitap eden toplumsal mücadelenin en önemli halkalarından birisi de spor oldu.

Sporun, insanlığın en önemli ortak paydalarından birisi olması ve ister tribünlerde isterse televizyon karşısında sportif yarışmaları izlemek bulaşma sürecinde çok önemli olduğundan, COVID-19’a yönelik ilk tedbirler de sporda alındı. Sporun pandemi üzerine etkisini anlamak için 26 Mart tarihinde NY Post’un yayınladığı “Nasıl bir Şampiyonlar Ligi futbol maçı “biyolojik corona bombası” haline geldi” haberi çok dramatiktir. Bu haberde İtalya’da ilk COVID-19 vakasının tespit edildiği tarihten iki gün önce 19 Şubat tarihinde İtalya’da 120.000 kişinin yaşadığı Bergamo şehrinin takımı Atalanta’nın İspanyol rakibi Valencia ile San Siro’da karşılaşmasına odaklanıyordu (maç Bergamo stadı UEFA gerekliliklerini yerine getiremediğinden Milano San Siro stadında oynandı). Yerel Bergamo valisi Giorgio Gori; “Şubat’ın ortalarındaydık, o nedenle gelişen olaylardan haberdar değildik. Eğer söylendiği gibi virüsün Ocak ayında Avrupa’da dolaşmaya başladığı doğruysa o zaman 40.000 Bergamo’lunun San Siro’da virüsü bulaştırdığı da muhtemeldir. Gene birçok Bergamolu’nun evlerde, barlarda maçı seyretmek üzere aynı şeyi yaptığını düşünebiliriz. Maalesef bilemezdik. Hiç kimse virüsün burada olduğunu bilmiyordu. Kaçınılmazdı.” diyordu. Atalanta’nın tarihindeki en önemli maça şehir nüfusunun üçte biri katılmış, 60 kilometre uzaktaki stada özel araçlar, otobüsler, trenlerle seyirciler taşınmış, maç öncesi ve sonrası Milano’nun meydanlarında içkiler içilerek marşlar söylenmişti. 4-1 biten maçta her gol sonrası gene taraftarlar birbirine sarılarak kutlamalar yapmıştı. 2,500 Valenciya taraftarının da bu maç için İspanya’dan geldiği ilave etmek gerekir.

Sonuç olarak Atalanta, Salı günü kaleci Marco Sportiello’nun ilk vaka olduğunu açıkladı. Valensiya heyetinin üçte biri enfekte olmuştu. Milano’da oynanan maçtan iki hafta sonra Alaves ile oynanan lig maçı sonrası Alaves kulübünden 15 kişi enfekte olmuştu. Atalanta takım heyetinden beş kişinin vefatına hüzünlendi. Kulüp web sitesinde virüsten bahsetmeseler de, yerel medya en azından dördünün COVID-19 nedeniyle vefat ettiğini açıkladı.

Atalanta-Valensiya maçından bir hafta sonra Bergamo’da ilk vakalar görülmeye başlandı. Salı günü Bergamo’da yaklaşık 7,000 COVID-19 pozitif çıktı ve 1,000 kişiden fazlası vefat ederek Bergamo’yu İtalya’nın en çok ölüme rastlanan şehri haline getirdi. Bergamo mezarlığı o kadar yoğun hale geldi ki askeri araçlar cenazeleri gömülmek üzere komşu bölgenin mezarlığına taşıdı. Bergamo hastanesinin göğüs hastalıkları şefi Fabiano di Marco Corriere della Sera verdiği demeçte; “Çok teori duydum, benimkini söylemem gerekirse: 19 Şubat’ta, 40,000 Bergamolu arabalarla, otobüslerle, trenlerle maalesef biyolojik bomba taşıdılar” diye bildirdi.

İtalya 3 Haziran tarihine geldiğimizde, 39,297 aktif, 233,836 konfirme edilmiş vaka ve 33,601 vefatla ile Dünyanın en yüksek rakamlarından birisine ulaştı. 2.477.000 kısıtlı test yapılması dikkate alındığında birçok ülkede olduğu gibi gerçek rakamın bunun çok üzerinde olduğu tahmin edilmektedir.

Ülkemize baktığımızda ise 11 Mart’ta seyircili oynanan Malatyaspor – Trabzonspor erteleme maçının ardından ilk önlem paketi Cumhurbaşkanlığı tarafından yayınlandı ve Nisan ayı sonuna kadar futbol, basketbol, voleybol vb. tüm branşlarda maçların seyircisiz oynanacağı duyuruldu. Bu durumda hafta sonu oynanacak olan Galatasaray – Beşiktaş ve Trabzonspor – Başakşehir futbol maçlarının seyircisiz oynanacaktı (öte yandan Galatasaray Başkanı yönetimi hijyen güvenliği yönünde her türlü önlemi aldıklarını ve seyircili oynanmasını talep ediyorlardı). Her ne kadar bu önemli maçlar seyircisiz oynansa da bu maçların seyri kalabalık gruplar halinde kapalı yerlerde televizyon karşısında gerçekleşti.

Voleybolda ise Vakıfbank – Eczacıbaşı Vitra derbisi seyircisiz oynandı. Virüs hakkında her gün yeni şeyler öğrenirken 19 Mart’a geldiğimizde artık ülkemizde tüm liglere ara verildiği açıklanmıştı. Başta Nisan sonuna kadar ara verildiği açıklanırken tüm paydaşlarla değerlendirilerek geçirilen sürenin ardından 11 Mayıs tarihinde Voleybol ve Basketbol Federasyonları bir gün sonra da Hentbol Federasyonu sezona son verildiğini duyurdular. 2019-2020 sezonu artık tescil edilmiş, tarihe COVID-19 sezonu olarak geçecek ve şampiyonun belirlenmediği bir yıl olacaktı. Öte yandan Futbol Federasyonu yaptığı değerlendirme sonrası tartışması halen devam eden devam kararını aldı.

Öte yandan CEV (Avrupa Voleybol Konfederasyonu) ise, 3 ve 12 Mart tarihlerinde Vakıfbank – Dinamo Moskova çeyrek final serisini oynatırken, 26 Şubat’ta Fenerbahçe ve Eczacıbaşı’nın itirazlarına yönelik 7 Mart’ta yaptığı açıklamayla iki takımımızın maçlarını 18 ve 19 Mart tarihlerinde Slovenya’da oynayacağını açıkladı. 11 Mart’ta bu maçları ertelediğini açıklayan CEV, 23 Nisan’da ligin iptaline karar verdi.

Futbol sonrasından en büyük ekonominin döndüğü Euroleague yönetimi de 13 Mart’ta Fenerbahçe Panathinaikos maçının ertelendiği duyurmuştu. 6 Nisan’a gelindiğinde ise bir oyuncu, bir teknik ekip ve iki de idari personelde COVID-19 testleri pozitif çıktı. Geçtiğimiz günlerde Dinamo Moskova doktorunun vefat haberi camia üzerinde büyük üzüntü yaratırken Yönetim geçen hafta yaptığı açıklamada ligin sona erdiğini açıkladı.

Peki, bu sırada ABD’de ne oldu? COVID-19’dan en çok etkilenen ülkelerin başında ABD geliyor. ABD ilk olarak 11 Mart’ta Oklahama City – Utah arasında oynanacak olan NBA maçı başlamadan, oyuncular henüz ısınırken maçın ertelendiği açıklandı. Aynı tarihte NHL, NCAA erkek ve kadın ligleri de art arda liglerin ertelendiği açıklamasını okuduk. ESPN için araştırma yapan Patrick Rishe (Washington Üniversitesi Spor Yönetimi Programı Direktörü) ekonomik kaybın yılda en iyi ihtimalle Amerikan futbolu haricinde 100 Milyar Dolar olan pazarın 12 Milyar Dolarlık kaybı olacağını öngördü. Buna Nascar, tenis ve diğer sporlar da eklendiğinde 20 Milyar Doları buluyordu. ABD’de spor ekonomisinde en büyük öneme sahip olan Amerikan futbolu değerlendirildiğinde NFL ve Kolej Ligi ilave onlarca milyar dolar kayıp yaşanacağını öngörüyordu. ABD mevcut şartlarda ne yapılabileceğine dair çalışmalarını sürdürüyor. Örneğin NBA, tüm takımları Orlando, Florida yakınlarında Disney kampüsünde toplayarak ligi bitirebilmenin yollarını aramakta.

Yukarıda bahsettiğimiz gibi, COVID-19 hakkında bilgimiz halen çok az ve her geçen gün yeni şeyler öğreniyoruz. Henüz 3-4 aylık çalışmalar bize korunma ve tedavi için yeterince delil (Evidence Based Medicine) vermiyor. WHO, tedavide kullanılan hidroksiklorokin isimli ilacı klinik denemelerinin duraksatılmasına karar verdi. Ardından yaklaşık 10 gün sonra yapılan değerlendirmede deneme protokolünü değiştirmek için hiçbir neden bulunmadığı tavsiyesinde bulundu. Gene ventilatöre bağlanılan hastanın aslında yaşam süresini kısalttığımız anlaşıldı. Ortada gezen komplo teorilerine hiç girmeyelim bile (Bill Gates Vakfının aşı aracılığıyla insanlara chip yerleştireceği başı çekiyordu). Kapkaranlık değil ama az bir ışıkla yolumuza devam ediyoruz ve New York Valisi Andrew Cuomo’nun 10 Nisan’da Churchill’den yaptığı alıntıda belirttiği gibi: “Şimdi, bu son değil. Hatta sonun başlangıcı bile değil. Muhtemelen başlangıcın sonu” aşamasındayız.

Futbolun finansal ve seyirci anlamında kapsadığı ekonominin voleybol ve basketbolun çok üzerinde olduğu tartışmasızdır. Geçtiğimiz hafta Alman Ligi Bundesliga başladı. Türkiye Futbol Federasyonu yaptığı değerlendirme sonrasında amatör sporların aksine 12 Haziran’da ligi başlatma kararı aldı. Bunları düşününce ister istemez amatör sporlarda da 2019-2020 sezonu bitirilebilir miydi sorusunu aklımıza getiriyor. Bu soru sadece bu sezon için değil, aynı zamanda uzmanların Ekim ayında COVID-19’un henüz toplumsal bağışıklığı tamamlayamayacak olması nedeniyle aynı tehdidin geçerli olacağı gelecek sezon nasıl oynanması gerektiği konusunu da gündeme getiriyor.

Oynanabilir miydi?

Yazının ikinci bölümünü okumak için tıklayınız

Biyografi
Dr. Cemil ERGİN
1983 yılında Tarsus Amerikan Kolejini bitirdi. 1989 yılında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirerek Sağlık Bakanlığında birinci basamakta hekimlik yaparak çalışma hayatına başladı. Sağlık Bakanlığı’nın Dünya Bankası ile birlikte yürüttüğü Sağlık Projesinde çalışırken British Council’dan Chevening ödülünü kazanarak London School of Hygiene and Tropical Medicine’da Halk Sağlığı master’ı yaptı. Ankara Numune Hastanesi’nde yöneticilik görevinin ardından 1998 yılında Eczacıbaşı – Baxter’a Ürün Yöneticisi olarak katıldı. Gençlik yıllarından itibaren lisanslı sporcu olması ve spora olan yoğun ilgisi nedeniyle 2000 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’ne Kulüp Müdürü olarak atandı. 2015 yılına kadar bu görevi sürdürdükten sonra Eczacıbaşı ailesinden emekli olarak ayrıldı. Halen SEV Okulları Spor Komitesinde gönüllü olarak görev yapmakta.

Bu yazı hakkında ne düşünüyorsunuz ?
Like
Love
Haha
Wow
Sad
Angry

Diğer Haberler