Spor Psikoloğu Arda Coşkun: “Duygulara kapılmadan anda kalmak”

Sitemizin köşe yazarı Spor Psikoloğu Arda Coşkun, “Duygulara kapılmadan anda kalmak” başlıklı yazısıyla sizlerle.

Duygulara kapılmadan anda kalmak

Merhaba!

Ben Mentalift kurucusu uzman spor psikoloğu Arda Coşkun. Sizlerle bundan sonra yazılarımla voleybolmagazin.com platformunda buluşacağım için çok mutluyum. Bu yazımda voleybolcuların belki de en çok zorlandıkları psikolojik durumlardan biri olan “duygu- düşünce girdabına girmek ve antrenman veya maça odaklanamamak” konusuna değineceğim. Umarım tüm okuyucularımız için bilgi verici ve faydalı bir yazı olmuştur.

Keyifli okumalar.

Duyguları “kontrol etmek” mi? Onlarla beraber devam edebilmek mi?

Duygularımızı özellikle de öfke, hayal kırıklığı vb. olumsuz duyguları “kontrol etmek” hepimiz için fazlasıyla zordur değil mi? Trafikte önümüzdeki araç yeşil ışık yandığında harekete geçmekte bir saniye bile gecikse öfkelenip kornaya basabiliyoruz. Peki sizce sporcular için duygularını fark etmek ve onları avantajlarına kullanmayı öğrenmek kolay olabilir mi? Tabi ki o kadar kolay değil. Düşünsenize final maçındasınız ve takımınızı şampiyon yapabileceğiniz sayı için topu aldınız ve servis atmaya gidiyorsunuz. Kalp atışınız tüm vücudunuzda hissediyorsunuz, fiziksel olarak tüm maçın yorgunluğu ve gerginliği üstünüzde, içinizden bir ses yapamayacağınızı söylüyor ve belki de o anda hata yapmaktan çok korkuyorsunuz. Tüm bu fiziksel uyaranlar, duygular ve düşüncelerle birlikte o servisi etkili kullanmanız ve takımınıza avantaj sağlamanız gerekiyor.  Zihinsel dayanıklılık da tam olarak bu noktada devreye giriyor. Biz spor psikologlarının her zaman verdiği örneklerden biri zihinsel antrenmanın aynı fiziksel antrenman gibi devamlı ve düzenli kullanıldığında etkisini gösterdiğidir. Başlıca çalışma alanlarımızdan biri de sporcuların duygularına gerçek anlamıyla temas edebilmesini, onları fark edebilmesini ve zorlandığı anları avantajına çevirir halde kullanmayı öğrenmesini sağlamak. Duyguları kontrol etmek alanımızda artık pek fazla kullanılmayan bir terminoloji halini aldı. Bu yeni yaklaşımın özünde, duyguları kontrol etmeye çalıştıkça aslında duygulardan uzaklaştığımız ve onlarla galibi olmayan bir çatışmaya girdiğimizin fark edilmesi yatıyor.

Duygular-Düşünce Girdabına Girmeden Onlarla Temas Edip Devam Edebilmek 

Özellikle stres seviyesinin sporcunun tolere edemeyeceği sevilere geldiği anlarda, sporcuların duyguları ve düşünceleri kontrol alanı dışına taşmaya ve genellikle de olumsuz içerikler oluşturmaya başlar. Bu gibi durumlarda yapılacak en kötü şeylerden biri, sporcunun kendini o anda hissettiği duygular veya düşüncüler nedeniyle yargılamaya başlamasıdır.  “Neden ben bunu şu anda düşünüyorum.” “Maç içinde bu tip şeyler hissetmeye hakkım yok.” gibi yargılayıcı düşünceler sorunu çözmekten çok sporcuyu içinden çıkması daha da zor olan bir kısır döngüye iter. Bu nedenle stresli anlarda ilk yapılması gereken soğukkanlı, yargılayıcı olmayan ve kendine şefkat gösteren bir tutum içinde olabilmektir. Böylesi bir tutum, zihinsel yapınızın zemini sağlamlaştıran bir harca benzer. Bu sağlam zemini oluşturduktan sonra duygu olumlu da olumsuz da olsa onla temas etmeye ve zihninizi o duyguda takılı kalamadan sağlıklı bir şekilde yönlendirmeye geçebilirsiniz. Bu aşamada sporcularla tetikleyici kelimeler ve hareketler kullanarak o duygu, düşünce veya hatada sıyrılmasına ve devam edebilmesine çalışırız. Tetikleyici kelimeler, kısa ve sporcu için anlamlı olmalıdır. Tetikleyici hareketler ise sporcuyu bir sonraki pozisyona hazırlayacak kontrollü bir uyaran görevi görmektedir.

Çapa Yaklaşımı ve “An”da Kalabilmek 

Konsantrasyonun en basit tanımı, içinde bulunduğumuz “an”da ne kadar devamlı ve farkındalıkla kalabilmektir. Sporcuların bedeni her zaman o anın içindedir fakat zihinleri için aynı şeyi söylemek zordur. Zihin geçmişte yapılan bir hatada kalabilir veya gelecekte olabileceğini varsaydığı bir durum nedeniyle kaygılanabilir. Bu durum her sporcunun çoğunlukla yaşadığı bir psikolojik olaydır. Burada psikolojik olarak güçlü sporcuları diğerlerinden ayıran faktör zihinlerini ne kadar çabuk tekrardan bedenleriyle senkronize ederek “an”a odaklanabilme yetenekleridir. Bunun için de sporcularla çapa yaklaşımını kullanırız. Aynı bir geminin sabit durabilmesi için denize çapa atması gibi zihni de yerinde tutmak psikolojik ve bedensel çapalara ihtiyaç duyarız. Sporcunun bu gibi anlarda beden algısı ne kadar yüksekse tekrardan odaklanma şansı da o kadar yükselir. Nefes bedenimizin en önemli zihinsel anahtarıdır. Nefese odaklanarak beden algımızı artırabilir ve tekrardan hızlıca odaklanabiliriz. Stresli bir anda ne düşüncelerimize ne de duygularımıza tam olarak güvenip onlara tutunamayız. Bu nedenle ilk çapamız bizi duygu ve düşünce girdabından kurtaran ve bedensel algımıza yani şimdi ve buradaya dönmemizi sağlayan nefestir. İkinci çapamız ise; somut, spesifik ve basit bir teknik yönlendirmedir. Bu teknik yönlendirme sporcunun mevkiine ve o andaki saha içi sorumluluğuyla birebir ilgili olmalıdır. Örneğin; servis karşılayan bir libero için bu “topu kolunla değil vücudunla birlikte ittir, omuzlarını kaldır ve sıkı tut, topa doğru atabildiğin kadar adım at, topla buluştuğun anda hareketini bitirmiş ol” vb. olabilir. Burada da amaç ilk çapa gibi düşüncelerden, duygulardan ve kaygılardan arınıp şimdiki gerçekliğe odaklanmak ve hem zihinsel hem de bedensel olarak önümüzdeki pozisyona hazırlanmaktır. Tabi bu yazı boyunca tüm bu süreçlerden özetle bahsetmeye ve ufak öneriler vermeye çalıştım. Burada bahsedilen de dahil tüm psikolojik yetenekleri geliştirebilmek ve potansiyelinizin en üst noktasında sürdürülebilir bir performansa ulaşabilmek için uzman spor psikologlarından düzenli bir destek almanızı öneririm. 

Uzman Spor Psikoloğu
Arda COŞKUN
@psyardacoskun

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.