Ebrar Karakurt: ‘Geceleri voleybol topuyla uyurdum’

Ebrar Karakurt: ‘Geceleri voleybol topuyla uyurdum’
24.01.2022
A+
A-

Hırsı, azmi, kararlılığı ve yoğun temposuna karşın hayattan zevk alan kişiliğiyle pek çok genç kızın rol modeli olan Ebrar Karakurt, özel hayatı sebebiyle kendisini ‘linçlemeye’ çalışanları zerre kadar umursamıyor. Onun aklı fikri, kazanmak ve dünyaca ünlü bir sporcu olmakta.

O belki de Türkiye’de hakkında en çok konuşulan, en çok sevilen ve en çok örnek alınan isimlerden. Ebrar Karakurt, sporcu kişiliğiyle örnek bir karakter olurken sosyal medya paylaşımlarındaki samimiyet ve pozitif tavrıyla apayrı bir noktada fenomen olarka görülüyor. Ancak Karakurt için her şey voleybolla başlıyor. Hayatı İnstagram’da gördüğünüz kadar eğlenceli değil.

Maçlar, kamplar ve seyahatler arasında geçiyor ve bu tempoya küçüklüğünden beri alışkın. BU yoğunluk içinde bize zaman ayırdı ve İtalya’dan sorularımızı içtenlikle cevapladı. Sözü kendisine bırakalım.

Kendinizi hırslı bir birey olarak tanımlıyorsunuz. Hırs hem pozitif hem de negatif anlamları içinde barındıran bir kelime. Siz hırsı nasıl tanımlarsınız? Hırslı olmak size hayatta neler getirdi?

Hırsı, herhangi bir şeyi başarmak veya ona ulaşmak için hissettiğim çok güçlü tutku ve istek olarak tanımlayabilirim. Bırakmamayı, pes etmemeyi, sabırlı olmayı öğretiyor. Çünkü hayatımız boyunca çeşitli engellerle karşılaşıyoruz ve bu sürekli revize oluyor. Hırsınızı kontrollü bir şekilde yönetebilirseniz hedeflerinize daha güçlü şekilde ulaşıyorsunuz.

Ebrar Karakurt’u 5 kelimeyle tanımlasanız bunlar hangi kelimeler olurdu?

Hırslı, eğlenceli, komik, çalışkan, duygusal.

Çocukluğunuzda Balıkesir’de bir mahalle kültürü içinde büyümüşsünüz. Mahalle kültürü de doğaçlama oyunları içinde barındırıyor. Dijital dünya ile iç içe olan Z kuşağından birisi olarak voleybola büyük tutkuyla bağlanmanızda mahalle kültüründe edindiğiniz gerçek oyun ve arkadaşlıkların etkisi oldu mu?

Benim çocukluğumda kullandığım en teknolojik alet voleybol topuydu. Kendimi bildim bileli, sürekli arkadaşlarımla voleybol oynadım. İnanın küçükken oynadığım başka bir oyun hatırlamıyorum biliyor musunuz. Geceleri voleybol topuyla uyurdum o topun benden ayrılmasını hiç istemezdim. Voleybol benim hayatım…

Vakıfbank’a transfer olup İstanbul’a geldiğinizde kentte sizi en çok etkileyen şey ne oldu?

Vakıfbank’a transfer olduğumda çok büyük bir heyecan duymuştum. Çünkü artık hayallerime doğru bir adım daha atmıştım ve kariyerimin bu evresinin çok önemli olduğunu buradan çok farklı noktalara sıçrayabileceğimi düşünüyordum. Sonuçta Türkiye’nin ve dünyanın en önemli takımlarından birine transfer olmuştum. Açıkçası İstanbul beni korkutmadı, evet çok büyük bir şehir, fakat hemen adapte olduğumu hatırlıyorum. Beni en etkileyen şey Vakıfbank’taki aile ortamı ve arkadaşlık olmuştu.

Hayallerini birer birer gerçekleştiren bir bireysiniz. Hayranlarınız mutlaka merak ediyordur, hayalleriniz gerçekleştirirken size en çok yardımcı olan şey veya şeyler neydi?

Önce hayal ettim sonra çok çalıştım başarısız hissettiğim zamanlar da oldu ama pes etmedim. Sabırla gerçekçi bir biçimde geleceklerini planlamalı ve o adımları birer birer geçmek için kendilerini fiziksel ve ruhsal olarak hazırlamalılar. Bunun kolay bir yol olmadığını, özveri gerektirdiğini çok çalışmanın şart olduğunu baştan bilmeliler. Kısaca, sabır, çok çalışma, özveri ve planlı hayat.

Küçük yaşta Balıkesir’den çıktınız, Bursa, İstanbul, İtalya ve maçlar derken aslında pek de sabit bir hayatınız yok. Lig, Avrupa kupaları, uluslararası turnuvalarla aslında devamlı seyahat halinde olan birisiniz. Böyle bir hayat yaşamak size ne kattı?

Evet, gerçekten de mobil haldeyim. Ama bu bana zor gelmiyor. Eğer dünya çapında, elit bir sporcu olmak istiyorsanız bunu baştan kabul etmek zorundasınız. İşin pozitif taraflarına odaklanırsanız bu sizi mental olarak da daha güçlü tutuyor. Turnuvalar, seyahatler, farklı farklı ülkeler, şehirler, insanlar, kültürler… İnanın bana daha bilinçli ve etkili büyüyorsunuz, gelişiyorsunuz. Bana olan katma değeri son derece yüksek.

Birçok genç kız sizi örnek alıyor. Onlara neler söylemek istersiniz?

Hayatları boyunca önlerine engeller çıkacak bu engellerde takılı kalmak yerine sadece yapmayı sevdiği şeylere odaklansınlar yapmayı sevdiği şeyi bulduklarında ona sımsıkı sarılsınlar ve bırakmasınlar. Çünkü severek yapınca ve sevdiğin insanlarla yapınca bu, işten daha çok, zevk aldığın bir şeye dönüşüyor.

Sosyal medya hesabınızdan gördüğüm kadarıyla fırsat bulduğunuzda seyahat etmeyi seviyorsunuz. Son zamanlarda görüp etkilendiğiniz, bir yer, bir yemek, size iyi gelen veya çok eğlendiren bir an oldu mu?

Novara’nın merkezi oldukça küçük istediğiniz birçok şeyi bulabiliyorsunuz ama her şey istanbul gibi elinizin altında değil. Tatlı yemeye ve kahve içmeye çıkıyorum, evde kalmaktan bunaldığım zamanda yürüyüşe çıkıyorum Novara’nın etrafında birçok güzel restoran var, her hafta birini keşfediyorum. Fırsat buldukça İtalya’nın diğer şehirlerine gidiyorum. En son Pisa’ya gittim. İtalya gerçekten tarih. Gidilmesi gereken o kadar çok yer var ki. Açıkçası Pisa kulesi çok etkiledi beni, şehir katedralinin çan kulesi olarak inşa edilmiş 850 yıldır ayakta!

Pembe renkli saç tarzınız sanırım kimliğinizin bir parçası haline geldi. Pembenin hayatınızdaki önemi nedir?

Pembe saçları denemeden önce “acaba olur mu” diye şüphe duymuştum ama gelen tepkileri gördükten sonra ne yapsam yakışacağını anladım ve “bu benim rengimmiş” dedim. Ruhumun hangi yanını yansıtıyor bilmiyorum ama her durumda pozitif kalmayı, koşullar ne olursa olsun “yaparız” demeyi çağrıştırıyor ve kendimi çok iyi ve güçlü hissettiriyor.

Tokyo’da Güney Kore’ye mağlup olduğunuzda çok dramatik bir an yaşandı, bütün takım göz yaşlarına boğuldu. O saatte kalkıp maçı izleyen on binlerce insanın da gözleri yaşardı sizinle birlikte. Şimdi aradan belli bir süre geçtikten sonra tekrar o anlara döndüğünüzde neler hissediyorsunuz?

Çok önemli bir fırsattı bizim için Güney Kore maçı, inanmıştık yapabileceğimiz düşünüyorduk, ama tıkandık, toparlayamadık. Her açıdan üstün olduğumuz bir rakipti ama maalesef sporda ender de olsa böyle sonuçlar olabiliyor. O anlara artık dönmüyorum, oradan gerekli dersleri fazlasıyla aldık. Şimdi önümüzde ki 2024 Paris Olimpiyatları’nda kürsüye çıkmak için odaklanıyoruz. Bu duyguları yaşamak çok güzel, umarım bir sonraki mutluluk gözyaşları olur.

Milli maçlarda inanılmaz bir hırs ve kazanma azmiyle oynuyorsunuz ve bu ruh haliniz ekrandan adeta taşarak hepimize yansıyor. Bunun sebebi nedir?

Sadece Milli maçlarda değil kulüp maçlarında da aynı hırs ve kazanma azmiyle oynuyorum. Ayrıca hayatın her alanı ve aşamasında hırslıyım, örneğin tavla oynarken de aynı şekilde hırslıyım. Ben işimi çok seviyorum, gönülden bağlıyım. Oyun içinde inanılmaz bir motivasyon ve kazanma arzusuyla doluyorum. Sebebi çok basit; Kazanmak!

İtalya’da size “kara” diyorlarmış. Bu lakap soy isminizden mi geliyor?

Evet, İtalya’da bana sadece kara değil, Karakurt, kara ve Pink (pembe) diye sesleniyorlar.

AKADEMİ KURDU

Nike ve SosyalBen’in katkılarıyla kurduğunuz Ebrar Karakurt Akademi’den bahseder misiniz? Kız çocuklarının sporla buluşması neden önemli?

Ben herhangi bir çocuğun spora erişimi olmadığı için, imkânı olmadığı için spordan uzak kalmasını istemiyorum. Nike ve SosyalBen Vakfı ile bir araya gelerek bu çocuklara nasıl bu imkânları sağlayabiliriz, nasıl eşitlikçi bir gelecek yaratabiliriz diyerek Ebrar Karakurt Akademi’yi kurduk. Böyle bir oluşumun içerisinde olmak, benim gibi çocukluğundan beri sporla bağ kurmak isteyen kız çocuklarına başarabilmeleri ve kendilerine inanmaları için gerekli motivasyonu sağlayabilecek olmak beni çok heyecanlandırıyor. Proje ile amacımız kız çocuklarını, başarabileceklerine dair cesaretlendirmek. Şans verilmemiş yetenekli, istekli çocukları gereken imkânlarla buluşturmak, mümkün olan en fazla yerde en fazla sayıda takım kurmak ve bu çocukların önünü açmak.

Kaynak: www.cumhuriyet.com.tr